6 Ekim 2016

웃유 imo:7/8/9/10 geç olsun güç olmasın

önce şu fotoğrafı koyayım. 


burası şimdi oturduğumuz mahalle. fotoğraf 50 yıl öncesinden. şu an böyle evler yok, çakma müteahhit elinden çıkma krom balkon demirleri ve afilli sokak kapısında "biraderler inşaat" falan yazan binalar var. bizim binanın kapısında da "bir şey inşaat" yazıyor ama bir seneyi aşkındır burada oturmamıza rağmen yemin ediyorum hatırlamıyorum. bakmamaya, görmemeye çalışıyorum. zaten adı olmadığı için bina diyorum, gerçek bir adı olsa bina değil apartman derdim. ahşap evlerin verdiği duygudan haberim yok da eskiden her apartmanın ismi olurdu, o isimler o apartmanda yaşayanlara dair bir şeyleri ele verirdi. zemini gıcırdamalı ahşap evler için artık çok geç ama en azından yine adı olan apartmanlarla dolu sokaklar falan olsun istiyorum. öyle işte. 

çelınc bitmeden yetişmeyi başardığım içinse kendimle ne kadar gurur duysam az bence.

yedinci soruya aklıma ilk gelen ekstrem spor şeyleri ama bence ben onları korktuğum için değil de olaya "ne gerek var ki şimdi, çok saçma" şeklinde yaklaştığım için denemiyorum. aklı başında bir insanın arama kurtarma gönüllüsü falan olma niyeti yoksa neden dağcılık gibi hevesleri olduğunu hiç anlamıyorum mesela. ya da bungee jumping nedir gerçekten? insan nasıl bir motivasyonla "böyle ayaklarımdan bağlayıversinler de köprüden aşırtsınlar beni, sonra işte bir miktar ters durayım öyle ne hoş!" der hiç aklım almıyor. hatta o ekstrem sporların sohbeti bile o kadar ilgimi çekmiyor ki bunları yapan biriyle konusu açıldığında "oo yeah çok iyi, süper" gibi cümleler kuruyorum hemen. çünkü neden bilmiyorum ama bunların istisnasız bir de böyle bi' huyları var. illa ki seni ikna edecek yaptığı şeyin aşırı zevkli, aşırı heyecanlı, süper, muhteşem ötesi olduğuna. aynen kardeşim aynen, adrenalin waow süper evet. 

sanırım korkmasam dünyada ne kadar kafa yapıcı madde varsa hepsini denemek isterdim. kafası nasıl diye merak ettiğim çok şey var. ama denemiyorum çünkü korkuyorum. tamamının yasa dışı olmasından, durduk yere başımın belaya girmesinden ve bir kısmının insanda kalıcı acayiplikler bırakabilmesi ihtimalinden korkuyorum. var çünkü öyle hikayeler de. bu hikayelerin bir kısmında kafası şimdi geldi derken kafa gidiyor ve bir daha gelmiyor. o kafa bana lazım gitmesin bi' yere. korkup da deneyemediklerim yerine şöyle şeyler dinliyorum. 

"hello? is there anybody in there?"
   bak gitmiş kafa


geldim alnımın akıyla sekizinci soruya. bu hafta başıma gelen en iyi şey A. isimli ve de gelişim geriliği ve hiperaktivite tanısı konmuş olan öğrencimin 2 haftanın sonunda sınıfa annesiz gelebilmesi ve o günden beri de sınıfta gayet annesiz oturabilmesi oldu. anneli gelmesine ses çıkarmıyor ama zamanla sınıfta ondan bağımsız olmasını istiyordum. önce günlerce en arkada aynı sırada oturdular. sonra tamam dedim annenle otur ama derste annene bakma, onunla konuşma. bir kaç gün de böyle geçti. sonra dedim ki gel onun bir önündeki sıraya otur. onu da zor da olsa başardık ama ara sıra annesinin yanına gitmek istiyordu. defalarca anlattım "bak burada bir sürü çocuk var ve sınıfta annelerine ihtiyaç duymuyorlar, sen de yapabilirsin" anladı ve uydu da bu kurala elinden geldiğince. tabi o arada bir sürü şey vadettim ve istediklerimi yerine getirdikçe sözümü tuttum. ama sonra geçen perşembe bir inatlaşma durumu oldu aramızda. hayır gitme annenin yanına dedikçe inadına gitti. tamam dedim o zaman hadi şimdi eve git, yarın da buraya yalnız gelmeyeceksen anasınıfına git, orada annenle oturabilirsin. 1. sınıf çocukları sınıfta annesiz oturur vız vız şeklinde sert yaptım. çok bozuldu çünkü o iki haftalık sürede çok sevdi beni, çok güvendi. gitti annesinin olmadığı ön sıraya oturdu. hayır dedim ben seni hiç kandırmadım ama sen her seferinde beni tamam deyip yine kandırmaya çalışıyorsun. üzüldüğünü görünce içim kan ağladı tabi ama bozmadım taktım çantasını sırtına hadi dedim anasınıfına git. annesi de beni destekleyen sözler söyleyerek zorla da olsa çıkardı sınıftan A.yı ve gittiler. 

ertesi gün okulun kapısından içeri yalnız girdiğini görünce dünyalar benim oldu. o da beni güler yüzle görünce koşarak üstüme atladı. sarıldık elele tutuştuk girdik sınıfa. 

(benim gözümden temsili A.)
o günden beri de annesiz çok iyi gidiyoruz. elbette başka sorunlarımız var (hâlâ cümle kurmuyor mesela) ama olsun bu çok büyük bir adımdı ve helal olsun attı valla o koca adımı. 

dokuzuncu soruya cevabım da tam olarak şu oluyor. 



bundan 15 sene önce, cool kocam lee ile karşılaştığımız yer bir bardı. ben barmaidlik yapıyordum onlar da bir grup müzisyen olarak soundcheck için gelmişlerdi ama o kadar işim başımdan aşkındı ki dönüp bakmadım o tarafa. arkam dönükken sesini duydum ve "kim lan bu? sesi ne güzel!" dedim içimden. bu arada belirteyim sesi güzel dedim şarkıcı falan değil, ortada şiirsel bir konuşma durumu da katiyen yok. gayet "kabloyu uzat, abi tamam basları biraz aç, tizleri kıs!" falan bu tarz konuşmalar dönüyor. sonra arkamı döndüm 4-5 tane adam var sahnede ve o anda hiçbiri konuşmuyor. yine de emindim sesin sahibinin kim olduğundan ve 15 yılın sonunda hala konuşurken onu dinlemeyi çok seviyorum. 

o arada soundcheck bittikten sonra bara gelip tam karşımdaki sandalyeye oturdu tanıştık. telefon numaramı koparmayı başardı. ertesi hafta sevgiliydik. ama ben o daha o sandalyeye oturmadan biliyordum öyle olacağını.

şarkı ise aynı günün gecesinde sahnede davulunu sökerken mırıldandığı şarkı. nerede duysam aklıma o an gelir. 

onuncu soruyu da yine kocama bağlayıp gideyim. olaylarla nasıl baş edeceğini bilmesini çok takdir ederken her şeye on bin tarafından bakmasından da çok ilham alıyorum. meraklıdır, herhangi bir şey hakkında "bunu niye öğreneyim ki, ne işime yarayacak demez?" azıcık ucundan dikkatini çeken herhangi bir şeyin bile ıcığına cıcığına kadar araştırır. bir de işiyle ilgili çok çalışkandır. hastalıktan bayılmadığı sürece gidemem, yapamam falan demez ve en enerjik günündeki gibi performans çıkarmak için de elinden gelenin fazlasını koyar ortaya. ben hiç öyle her durumda vazifeye hazır biri değildim ama gizlice ilham alıyorum bence ondan çünkü artık biraz daha öyle birisiyim. 

ama küsüz şu an. neyse ki kindar olmayışını da takdir ediyorum. 

aha bitirdim çelıncı. 




8 yorum :

  1. Bu hafta başına gelen şeye bayıldım. İnşallah çok çok çok daha fazla sınıfına uyum sağlasın o çocuk.
    "İsmi olsa bina değil apartman derdim" lafına da bayıldım. Sonuna kadar haklısın. Önümüzde üç adet çok uzun binadan oluşan sitemsi bir şey var. İçlerinden en uzun olanının tepesine adam "Hasan Sever İnşaat" yazdırmış. Işıklı bir de:) Gülüyorum şu an ama acayip sinirime dokunuyor. Doğduğum apartmanın adı Uğurlu Apartmanı'ydı mesela.
    O aklıma geldi şimdi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne kadar acayip şeylere nostaljik duygular besliyor insan. 10-15 sene önce ismi olan apartmanları özleyeceğim aklıma gelmezdi hiç.

      A. ile uyum sorunlarımız mehter misali bir ileri iki geri devam ediyor ama sınıfta olmayı sevdiğini biliyorum artık, bu ikimizin de işini kolaylaştırıyor. güzel dilekleri öperek ileteceğim ona.

      Sil
  2. Yazınızın başından sonuna kadar farklı şeylere değinip anlatmanız çok hoşuma gitti. Merakla okudum, özellikle de A. öğrencinizle ilgili olan kısmı. :) Temsili hali bile güzel. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ay tek yazıda bin tane şey yazıyorum bazen ben böyle hızımı alamayıp, konuşurken de böyleyim yanımdakilerin başı dönüyor konudan konuya atlamamdan ama okurken güzel gelmesine çok sevindim. :)

      Sil
  3. Buraya gel, burada apartmanların hala adı var, şu anda Beylerbeyi Apartmanı'ndan bildiriyorum mesela :)
    Ay bütün çocuklar senin gibi öğretmenlere denk gelse memleket düzelirdi. Kıyamam çocuğa, bir kere de benim yerime sarıl. (Buraya kalpler koyacaktım, laptopta yapamadım kalp.)
    Ne güzelmiş ya bu tanışma hikayesi, tahtaya vurdum, sen de eve nazar boncuğu as :) (Gene kalpler buraya.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. oralara gelmekle ilgili hayal/plan karışımı şeylerim bitmeyecek zaten. bu kadar yakınken başaramayışımsa tamamen benim basiretsizliğim.

      geçen hafta göz taraması yapmamız gerekiyordu sınıfta. o meşhur E olan kartları asıp çocuklara "E nereye bakıyor?" gibi şeyler sorup kaydetmem gerekiyordu ama baktım yalnız olacak gibi değil. A'dan yardım istedim kabul etti hemşirem oldu. çok da güzel bir şekilde başardı görevini. kep yaptım ona hatta fotoğrafını çektim, nasıl mutlu oldu şapşiğim. :) yollarım sana bi ara ben onu facebooktan falan. kalplerini sıkı sıkıya sarılıp ileteceğim güzel hemşireme.

      kalan hikayelerimizi de hayatımızın "elbet bir gün buluşacağız" temalı kahve sohbetine saklıyorum.

      Sil
  4. Ay ahahah dağcılığa başlayacağım ben de. Hemen sana cevap vereyim, benim için olay adrenalin vuhuu'dan çok "özümüz buralara ait değil" gibi bir şey. İşte bu kamplar mamplar bana şunu hissettiriyor hep "ohaa ağaç ne güzel, dere de var, hep burda yaşamalıyım ve ayakkabılarım da olmamalı!" böyle anların sayısını arttırmak için kovalıyorum herhalde bir şeyleri. Neden bir trekking değil de dağ tırmanışı dersen, o da korkularımızı yenmekle kendimizi aşmaya çalışmakla falan alakalı hep. Umarım götümü kaldırabiliyorumdur ya.

    Öğrencin için çooook sevindim. Benim ilkokul öğretmenim, sınıfa yeni gelen kızı herkesin içinde "üstün başın sigara kokuyor sen sigara mı içiyorsun?" diye tartaklayan kızcağız "yok öğretmenim evde içiyorlar o yüzden kokuyor" dedikçe daha çok tartaklayan ve müthiş ötekileştiren bir tipti. Sonra kızın abisi okulu bastı tabi. İnsanlar durduk yere delirmiyor ayh, bu yüzyılda da tek göz evde beş kişi yaşamaya çalışan insanlar falan var, düşündükçe nefret ediyorum kadından, biz öteki çocuklara duyduğu ikiyüzlü sevgiden de. Beni anam babam seviyordu zaten sen öteki kızı sevecektin, onu kurtaracaktın... Neyse sinirlendim.

    UMARIM BİR GÜN HAYATIMIN AŞKINI BULURUM BEN DE ÇÜNKÜ TAM BULDUM SANDIM ADAM DELİRDİ.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ay deliren adamlardan kaç vallahi kaç. kendine geldiğinde hala hayatının aşkı olduğunu hissediyorsan da koş böyle ona doğru hiç durmadan ama erkek delirmesi bana artık çok tehlikeli geliyor, deliren erkeklerin yapabileceklerinin sınırı yok çünkü. onu senle bi ayrıca konuşalım bence.

      cessie kurban olduğum ne güzel tarif etmişsin. esas onu sevecekti, onu kurtarması lazımdı. benim ilkokul öğretmenim olan kadın da su katılmamış bi' pislikti. ben bütün öğretmenliğimi onun tam tersi olmak üzerine kurdum. benim travmalarım aşılacak gibi değil ama olsun o travmalardan gül bahçesi yapmaya çalışıyorum çocuklara, en azından buna bi faydası oldu belki ya da kendimi öyle idare ediyorum işte.

      Sil

Yorum